Bolca kan, vahşet, ölüm ama bir o kadar da serbest cinselliği ile hafızalara kazınan Kimmerya diyarından gelen fotoğraflara bakılırsa, Conan'ın kadınlara ve eğlenceye olan düşkünlüğü tam gaz devam ediyor :) Daha önceki fotoğraflar için sizi şuraya ve buraya alalım.
31 Ağustos 2010 Salı
Canavar'dan Günün TV Tavsiyeleri - 31 Ağustos
Artık hafta içi vasat programlara alışmamız lazım sanırım; bugün de neredeyse hiç dişe dokunur film yok, sadece Breach izlemeye değer diğer ikisini opsiyon olsun diye çaresizlikten yazdık :)
Breach (İhanet) Suç/Dram/Gizem (TNT - 20:00)
FBI'dan bilgi sızdırdığından şüphe edilen 25 yıllık tecrübeli bir ajan (Chris Cooper) ve onun ihanetini belgelemek için yanına yerleştirilen genç ama yetenekli bir bilgi işlem uzmanı (Ryan Phillippe). İncelikli senaryosu ve Cooper'ın olağanüstü performansıyla akşamın tek izlemeye değer filmi. Gerçek bir olayı anlattığını da dip not olarak düşelim...
Double Team (İkili Takım) Aksiyon/Gerilim (Kanaltürk - 19:50)
NBA'in gelmiş geçmiş en çılgın kişiliklerinden biri olan Dennis Rodman'ın, Jean-Claude Van Damme ve Mickey Rourke ile başrolleri paylaştığı Double Team; tür içinde hiç iyi bir yerde durmasa da bu yoklukta belki ilgisini çeken olur dedik :) Sonuçta bir dönem baya konuşulan bir film olmuştu...
The Corsican File (Korsikalı) Aksiyon/Suç/Komedi (CINE5 - 21:00)
Yine pek parlak bir film değil ama başrolde Jean Reno gibi bir isim var. Klasik bir komedi soslu fransız aksiyonu, çerezlik niyetine izlenebilir.
Günün filmleri hakkında daha detaylı bilgi almak ister veya herhangi bir sorunuz olursa, yorum kısmına yazmanız yeterli. Veya filmler hakkında fikri olan da yine yorum kısmından paylaşabilir tabi ki...iyi seyirler.
Haftasonu Box Office Raporu - Amerika (27 - 29 Ağustos)
- Ortamı boş bulan Takers, biraz da sürpriz yaparak daha fazla kopya sayısıyla gösterime giren The Last Exorcism'i geride bırakarak haftayı lider kapatmış. Film çok beğenilmese de türü ve kadrosu sayesinde iyi bir ilk hafta geçirmeyi başardı.
- The Last Exorcism ise çok düşük bir farkla ikinci sırada yer almış. Aslında iki film de piyasadaki durgunluktan yararlanarak yapabilecekleri en yüksek hasılatı yapıyorlar; bu ikili yanında eğer iddialı bir film de gösterime girmiş olsaydı bu kadar yüksek rakamlara ulaşmaları hayaldi.
- Geçtiğimiz 2 haftanın lideri The Expendables haliyle artık düşüşe geçmeye başladı. Meraklısı belliydi zaten, giden gitmiştir çoktan :) İkinci filmin çalışmaları başladı bile; Sly devam filminde ana kötü karakter olarak Bruce Willis'i düşünüyormuş.
- Haftanın kaybedenleri ise; geçen hafta ikinci sırada yer alan Vampires Suck ve şimdiden devam filmi çekileceği kesinleşen Piranha 3D olmuş. İkisinin de geçen haftaya göre %60'a yakın seyirci kaybı var.
- Son olarak bir paragraf da Avatar: Special Edition için açalım; 11. sırayı alarak listeye giremedi ama salon sayısına göre yaptığı hasılat oldukça iyi sayılır. Sonuçta salon başına düşen hasılat miktarında Takers ve The Last Exorcism'in ardından üçüncü sırayı almayı başarmış. Ayrıca hiç yoktan 4 milyon dolar daha ekledi hasılatına daha ne olsun :)
- Bu hafta gösterime girecek filmlere göz atarsak; Drew Barrymore - Justin Long ikilisinin başrolünde olduğu Going the Distance şu an için en yüksek kopya sayısıyla gösterime girecek film olduğu için haftanın en iddialısı gibi görünse de bence beklentinin oldukça altında kalacak. Onun yerine uzun süredir beklenen Robert Rodriguez filmi Machete'nin ufak yollu bir sürpriz yaparak ilk sıraya yerleşme ihtimali hiç de az değil. Ayrıca George Clooney'li The American da bir diğer iddialı film ama onun tarzı da sanki Amerikalıları pek sarmayan cinsten gibi. Yine de ilk hafta iyi bir rakam yakalamasına engel değil tabi bu.
30 Ağustos 2010 Pazartesi
Canavar'dan Günün TV Tavsiyeleri - 30 Ağustos
Unknown (Bilinmeyen) Suç/Gizem/Gerilim (TNT - 20:00)
Bir patlamanın ardından kilitli bir depoda hafızalarını kaybetmiş şekilde uyanan beş adamın, olayı çözme ve suçluyu bulma çabalarıyla gelişen film; gizem havası ve türü sayesinde vasat program içinde öne çıkmayı başarıyor. Tavsiye edilir, genel olarak sevileceğini düşünüyorum...
Never Back Down (Asla Pes Etme) Aksiyon/Spor (FOX - 23:45)
Never Back Down ise daha çok genç kesime hitap eden, onun dışında kalan çoğu izleyiciye ise anlamsız gelebilecek bir film. The Karate Kid tarzında; dayak yiyen çocuk azmeder ve kendini geliştirerek onu dövenlerin karşısına çıkar. Oldukça gaz bir filmdir ama, tarzı sevenler için iyi bir alternatif.
In Good Company (Babamın Kabusu) Komedi/Dram (TV8 - 21:15)
Dennis Quaid ve Topher Grace ikilisini başrolde izlediğimiz In Good Company ise orta karar, izlemeseniz pek birşey kaçırmayacağınız tarzda bir film. Yan roldeki Scarlett Johansson'un da ufaktan çıkışa geçmeye başladığı yıllar.
Günün filmleri hakkında daha detaylı bilgi almak ister veya herhangi bir sorunuz olursa, yorum kısmına yazmanız yeterli. Veya filmler hakkında fikri olan da yine yorum kısmından paylaşabilir tabi ki...iyi seyirler.
İnceleme: Death at a Funeral (2010)
Bizi gülmekten kırıp geçiren İngiliz yapımı orijinal filmin Abd’de yeniden çekilmesi bizi pek şaşırtmasa da, filmin bir siyahi komedi haline getirilmiş olması bizi biraz üzmüştü ama yine de orta karar bir film çekilebileceğini düşünüyorduk. Sonuç olarak bu beklentilerimiz boşa çıktı ve sonuç tam bir facia.
Aslında film hakkında söylenecek pek bir şey yok.. İngiliz versiyonunu olduğu gibi kopyalayan film sadece bölgesel referans ve siyahi esprileri ile ufak düzenlemelere gitmiş. Bu kopyalamanın da nasıl bu kadar başarısız yapıldığını anlamak mümkün değil tabi :)
Bu kadar iyi bir filmin kopyası, hem de aslında güçlü bir kadroyla nasıl bu kadar kötü olabilir anlamak mümkün değil. Hiç bir oyuncu karakterini sahiplenememiş, tabi bunda ilk filmdeki oyunculukların başarısının da büyük rolü var. Karakterinin ismi farklı olsa da her iki filmde de aynı rolü oynayan Peter Dinklage bile ilk filmdeki performansının oldukça altında kalmış, herhalde genel havanın etkisinden olsa gerek :) Esas filmi izlemeyenler filmi biraz daha beğenebilirler tabi.
Sonuç olarak film, orijinalini izlemiş olanlar için tam bir kabus, izlememiş olanlar için ise vasatın oldukça altında, bir yerlerden 2007 yapımı orijinalini edinip izlemenizi öneririm, bu versiyondan da uzak durmanızı şiddetle tavsiye ederim.
3/10
29 Ağustos 2010 Pazar
Canavar'dan Günün TV Tavsiyeleri - 29 Ağustos
Pazar akşamı için bol miktarda alternatifimiz var, aradan göze çarpanları sizin için seçtik;
The Bourne Supremacy (Medusa Darbesi) Aksiyon/Macera (Kanaltürk - 19:50)
Başrole yerleştirilen Jason Bourne (Matt Damon) karakteriyle aksiyona yeni bir soluk getiren Bourne üçlemesi, aksiyon severler için son yıllarda en izlemeye değer filmlerin başında yer alıyor. İkinci filmi olan The Bourne Supremacy de serinin en zayıf halkası olarak görünse de bu kötü bir film olduğu anlamına gelmiyor tabi :) Hem kalite hem güzel vakit geçirme adına akşamın en güzel alternatiflerinden biri diyebiliriz. Bu arada ilk film ile arada bağlantı var tabi ama bunu izlemek için illa da onu izlemiş olmak gerekmiyor, onu da ekleyelim.
Madagascar (Madagaskar) Animasyon/Macera/Komedi (Star - 20:00)
En sevilen türlerin başında gelen animasyonun eğlenceli örneklerinden biri olan Madagascar, çerezlik olarak akşamın bir diğer güzel alternatifi. Çok sevildiği -ve bir dünya para kazandırdığı- için 2008'de bir de devam filmi çekilip seriye dönüştürülen filmin üçüncüsü de 2012'de gösterime girmeye hazırlanıyor.
Aeon Flux Bilimkurgu/Aksiyon (STAR - 21:45)
Aeon Flux ise büyük bir beklenti olmasına rağmen genel olarak hayal kırıklığı yaratan bir bilimkurgu örneği. Güzel yıldız Charlize Theron'u başrolüne yerleştiren film, herşeye rağmen özellikle türü sevenlerin izleyebileceği bir film.
Medal of Honor (Şeref Madalyası) Dram (Kanal 24 - 21:30)
Bu yılın İstanbul Film Festivali programında yer alan filmlerden biri olan Medal of Honor; bizim de festivalde izleyip üzerine birşeyler karaladığımız filmlerden biriydi. Daha geniş bilgi arayan oraya göz atabilir ama kısaca gözden kaçma ihtimali yüksek olsa da oldukça güzel filmdir diyebiliriz. Dram dediğine bakmayın, komedi filmi geçinen çoğu yapıma göre mizahı çok daha kuvvetlidir. Kesinlikle tavsiye edilir...
Günün filmleri hakkında daha detaylı bilgi almak ister veya herhangi bir sorunuz olursa, yorum kısmına yazmanız yeterli. Veya filmler hakkında fikri olan da yine yorum kısmından paylaşabilir tabi ki...iyi seyirler.
Coming Soon: The Three Musketeers
Alexandre Dumas'ın defalarca beyazperdeye uyarlanan eseri The Three Musketeers; 2011'de yeni versiyonu ile tekrar karşımıza çıkıyor.
Fotoğraflarda yer alan Mads Mikelsen 'Rochefort' ve Logan Lerman 'D'Artagnan' haricinde kadroda Milla Jovovich 'M'lady De Winter', Christoph Waltz 'Cardinal Richelieu', Orlando Bloom 'Duke of Buckingham' gibi iştahımızı kabartan isimler yer alıyor. Bizim Üç Silahşör Athos/Porthos/Aramis olaraksa sırasıyla Matthew Macfadyen, Ray Stevenson ve Luke Evans'ı göreceğiz.
2002'de Resident Evil ile yaptığı çıkıştan sonra arkasını getirmekte zorlanan, yakın zamanda da Resident Evil: Afterlife ile iyi bildiği sulara geri dönecek olan Paul W.S. Anderson'u filmin yönetmen koltuğunda görüyoruz.
Yeni yayınlanan set fotoğraflarından (üstte ve altta gördükleriniz oluyor) geniş bir fikir sahibi olmak imkansız olsa da en azından yavaş yavaş filme ısınmaya başlıyoruz. Fotoğrafların bize kesin olarak gösterdiği birşey varsa o da Mads Mikelsen'in yine tek gözlü kalmış olmasıdır herhalde :) Adam sanki anlaşmasına özel madde ekletiyor tek gözlü olacak benim karakter diye :) Önce Casino Royal, ardından Valhalla Rising ve şimdi de The Three Musketeers.
Sonuç olarak hem yönetmeni hem de mükemmel oyuncu kadrosundaki birçok ismi bu tarz bir filmde görmeye can attığımız için merakla beklediğimiz projelerden biri; umarım hayal kırıklığına uğramayız. 3D çekilmeyip sonradan dönüştürülerek önümüze sunulacak filmin gösterim tarihi 15 Nisan 2011 (USA).
Not: Filmden yeni görüntüler, bilgiler vs. geldikçe bu post da güncellenecektir...
Güncellendi
28 Ağustos 2010 Cumartesi
İnceleme: Repo Men
Adı ilk duyulduğundan beri gözümüzün üstünde olduğu filmlerden biriydi Repo Men, fragmanları ile de umut vermişti. Ne yazık ki bu umutlarımızı boşa çıkartan vasatın altında bir film var karşımızda.
İte kaka ilerleyen, sürprizini(lerini) film boyunca sürekli gözümüze sokan senaryo oldukça zayıf, dolayısıyla film de… Ekonominin giderek kötüleştiği ve kapitalizm çarklarının insanları yutmayı hızlandırdığı karanlık bir gelecekte geçen filmde, teknoloji-zaman-ekonomi-kanun-yaşam tarzı bağlantısı inanılmaz kopuk; insanlar günümüz standartlarına yakın yaşarlarken, aslında teknoloji almış yürümüş. Yapay organlarla insanlar neredeyse biyonikleşmiş ama arabalar hala aynı. Bu sadece bir örnek, gerisini saymaya bile değmez.
Oyunculuk açısından filmi ele aldığımızda filmin 4 esas karakterinin de genel performansları vasatı aşamıyor… Özellikle Forest Whitaker’ın performansını oldukça başarısız buldum, film boyunca kendini tekrarlıyor, gerçi kariyeri de giderek bu ‘tekrar’lardan oluşmaya başladı gibi.
Jude Law, filmin en başarılı oyuncusu olmasına rağmen ancak vasat diyebiliriz, Liev Schreiber ise basmakalıp bir rolle karşımıza çıktığı için yapabileceği çok bir şey yok. Hatun kontenjanını dolduran Alice Braga için ise arada ışık verse de çabuk söndüğünü söyleyebiliriz.
Sonuç olarak aksiyonu ile bile pek zevk vermeyen bir film var karşımızda. Bu kadar hayal kırıklığına uğramamın en büyük nedeni ise yüksek beklentilerim olmuş olabilir. Sonuç olarak ancak zaman geçirmelik olarak nitelendirilebilecek bir film, asla öncelikli tercihiniz olmamalı.
5/10
Canavar'dan Günün TV Tavsiyeleri - 28 Ağustos
Back To The Future 3 (Geleceğe Dönüş) Macera/Bilimkurgu (TV8 - 21:15)
Sinema tarihine damga vuran, efsane üçlemenin Vahşi Batı'da geçen son halkası. Fazla lafa gerek yok sanırım, son izlemenizin üzerinden yeterli zaman geçtiyse akşamın en eğlenceli/çerezlik alternatifi.
Proof (Kanıt) Dram (CINE5 - 21:00)
Anthony Hopkins, Gwyneth Paltrow, Hope Davis ve Jake Gyllenhaal gibi önemli oyuncuları bir araya getiren bir dram. Matematiği arka planına alan filmin iyi bir yapım olduğunu söyleyebiliriz ama herkese hitap etmediğini de eklemek gerek.
Peter Pan Macera/Aile/Fantastik (Kanaltürk - 19:50)
Defalarca beyaz ekrana uyarlanan Peter Pan bu sefer de 2003 yapımı film ile karşımızda. Özellikle çocuk izleyiciler için güzel bir seyirlik olduğunu söylemek lazım. Yetişkinleri de fazla sıkmaz ama örnek vermek gerekirse Spielberg'ün Hook'una oranla biraz daha çocuklara yönelik diyebiliriz :)
Deep Blue Sea (Mavi Korku) Gerilim/Korku (Kanaltürk - 22:15)
Denizin ortasında bir platformda sıkışıp kalan bir grup insan ve onları öğle yemeği yapmak isteyen dev köpekbalıkları... Çok iç açıcı bir film olduğunu söyleyemeyiz belki ama türü sayesinde kendini izletmeyi de başarıyor. Bu haftaki Piranha 3D yazımızda da bahsettiğimiz gibi; denizde geçen bu tarz gerilimlerin kendilerine has bir albenileri oluyor.
Doom Bilimkurgu/Gerilim/Aksiyon (FOX - 22:00)
Aynı adlı bilgisayar oyununun sinema uyarlaması. Dwayne Johnson - Karl Urban ikilisini başrole taşıyan film, özellikle oyunun hayranlarına ve içi boş/çerezlik aksiyon arayanlara hitap ediyor.
Günün filmleri hakkında daha detaylı bilgi almak ister veya herhangi bir sorunuz olursa, yorum kısmına yazmanız yeterli. Veya filmler hakkında fikri olan da yine yorum kısmından paylaşabilir tabi ki...iyi seyirler.
Cehennem 3D - Yeşilçam’ı Dünya Sinema Sektöründe 10 Numara Yapan Film!
Türkiye'nin "ilk 3 boyutlu filmi" etiketiyle bir süredir merakımızı uyandıran Cehemmen 3D nihayet 1 Ekim 2010'da gösterime giriyor.
Biray Dalkıran'ın (Araf, Cennet) senaryosunu yazıp, yönetmenliğini üstlendiği filmin oyuncu kadrosu ise Ogün Kaptanoğlu, Tuğba Melis Türk, Pelin Eriş, Serhan Süsler gibi genelde televizyon tabanlı pek tanınmayan isimlerden oluşuyor. Filmin en büyük iddiası ise tabiki teknik alanda bir ilki başarıyor olmak.
Avatar sonrası 3D furyası hayatımıza son sürat girmiş durumda ve bu alandaki hızlı gelişmelerle önümüzdeki yıllarda önemi daha da fazla artacak gibi görünüyor. Şu an için sadece 9 ülkede kullanılan 3D teknolojisi için bu hizmeti verebilen laboratuar ve post-prodüksiyon hizmetlerine ihtiyacınız var. Pazar hacmi giderek artan 3D pazarına sahip olan ülkeler arasında artık Türkiye’de var.
Cehennem adlı 3 boyutlu filmi çekme cesaretini gösteren yapımcılar Coşkun Tözen, Burak Saraçoğlu, Selva Alemdar ve teknik olarak bu filmi dünyaya kazandıran Fono Filmin sahibi Cemal Okan, Türkiye’yi bu sektörde 10. ülke yaptılar. Amerika ve Almanya başta olmak üzere sinema sektörünün önde gelen ülkelerinden filmi daha post prodüksiyon aşamasında izlemek üzere önümüzdeki günlerde Türkiye’ye gelecekler.
Sonuç olarak Türkiye’nin ilk 3 boyutlu filmi Cehennem, 1 Ekim 2010 tarihinde vizyona girecek. Biz de filmin hem teknik alanlardaki iddiasını hem de koku/gerilim türünde nasıl bir örnek sunacaklarını merakla bekliyoruz.
(tıkla büyüsün)
27 Ağustos 2010 Cuma
Katie Holmes ve Al Pacino Adam Sandler'in Yeni Projesi 'Jack & Jill'de Mi?
Son yıllarda kariyerinde sıçrama yapmaya çalışan ama bir türlü istediğini elde edemeyen Katie Holmes ve herkesin hayalini kurduğu bir kariyere sahip olmasına rağmen son dönemde sadece ismini kullanır hale gelen Al Pacino, Adam Sandler'in yeni filmi Jack & Jill'de rol almak üzere pazarlık masasına oturmuşlar ve pazarlıkların olumlu sonuçlanması ihtimali de oldukça yüksekmiş.
Filmde iyice yoldan çıkıp Jack ve ikiz kız kardeşi Jill'i canlandıracak olan Adam Sandler haricinde yönetmen koltuğunda da tanıdık bir isim var: Dennis Dugan. İsim olarak çok bir şey ifade etmediyse hatırladığınız Adam Sandler filmlerini düşünün... İşte bu adam onları yöneten adam :) (Grown Ups, You Don't Mess with the Zohan, I Now Pronounce You Chuck & Larry, The Benchwarmers)
Açıkçası Adam Sandler filmlerini izlenebilir, hatta kimi zaman başarılı bulmuşumdur (kendi çapında), ama sevmeyeni de çok tabi :)
Canavar'dan Günün TV Tavsiyeleri - 27 Ağustos
The Station Agent (Hayatın İçinden) Komedi/Dram (TNT - 20:00)
BAFTA Film Ödüllerinde kazandığı "En İyi Özgün Senaryo" da dahil olmak üzere sayısız ödül kazanmış olan, 2000'li yılların en iyi bağımsızlarından biri; The Station Agent. Hala izlemediyseniz ve bu akşam için yapacak daha iyi bir işiniz yoksa kaçırmamanızı tavsiye ediyoruz.
Sphere (Küre) Bilimkurgu/Gerilim (Kanaltürk - 22:15)
Sphere ise Dustin Hoffman, Sharon Stone, Samuel L. Jackson, Liev Schreiber gibi yıldızlar topluluğu kadrosuyla ön plana çıkan; çok parlak olmasa da izlenebilecek bir bilimkurgu/gerilim.
Alone (İçimdeki Şeytan) Korku/Gerilim (TV8 - 23:15)
Türün Tayland yapımı orta karar bir örneği olan Alone; çok geniş bir kitleye hitap etmese de özellikle korku/gerilim severlerin dikkatini çekebilecek bir film.
Son olarak normalde dün akşamın programında görünmesine rağmen bugün tekrar karşımıza çıkan Rec için dün yazdıklarımız şu şekildeydi;
Rec (Ölüm Çığlığı) Korku/Gerilim (Kanal D - 23:15)
Bir apartmanda karantinaya alınan, insanları zombivari yaratıklara çeviren hastalığa müdahale etmek için bir ekip apartmana girer ve tabiî ki kontrolü kaybederler… Kısaca bu şekilde özetlenebilecek Rec, türün son yıllardaki en önemli örneklerinden biri. Şimdiden Quarantine isimli bir Amerikan versiyonu ve geçtiğimiz aylarda gösterime giren bir de devam filmi (bir diğeri de yolda) olduğunu söylersek filmin önemi daha iyi anlaşılır herhalde. İspanya yapımı filmi özellikle türün severleri kaçırmasın diyoruz.
Günün filmleri hakkında daha detaylı bilgi almak ister veya herhangi bir sorunuz olursa, yorum kısmına yazmanız yeterli. Veya filmler hakkında fikri olan da yine yorum kısmından paylaşabilir tabi ki...iyi seyirler.
RED: Poster & Fragman
2005 yılında, Jodie Foster'ın başrolde olduğu Flightplan ile kendi gösteren, 2009 yılında ise The Time Traveler's Wife ile kendini hatırlatan yönetmen Robert Schwenke, bu sefer deli dolu bir aksiyonla geliyor: RED.
Bruce Willis, Mary-Louise Parker, Morgan Freeman, Ernest Borgnine, Richard Dreyfuss, Helen Mirren, John Malkovich ve yeni Judge Dredd'imiz Karl Urban'lı bomba kadrosuyla çok şey vadeden RED, eğer arkasına aynı güzellikte bir senaryo almayı başarmışsa herhalde önünde kimse duramaz.
Bir zamanlar efsane olan bir grup emekli CIA ajanının bir anda kurum tarafından Retired Extremely Dangerous olarak etiketlenmesiyle başlayan olaylar zinciri bakalım bizi nereye götürecek. Hemen aşağıdan ağzımızı sulandıran fragmanı izleyebilirsiniz. Film 15 Ekim 2010'da Abd'de vizyonda olacak.
Sinemalarda Bu Hafta (27 Ağustos): Başarılı Bir Yeniden Çevrim Olan The Karate Kid ve Farklı Türde İki Gerilim Piranha 3D İle After Life Bu Haftanın Yenileri!
80'li yıllardan kopup gelen bir yeniden çevrim olan The Karate Kid, beklentilerin üzerinde çıkan Piranha 3D ve Liam Neeson - Christina Ricci ikilisini başrole taşıyan gerilim After Life bu hafta gösterime giren üç yeni filmimiz.
Birkaç haftadır kendimizi tekrarlamamıza sebep olsa da Inception hala sinemaya gidecekler için en iyi alternatif olmayı sürdürüyor. Onun dışında The Expandables, Salt ve The A-Team gibi çerezlik aksiyonlarımız var ki üçü de gidilebilecek filmler olduğu için hangisi size daha çekici geliyorsa o tercih edilebilir. Bu hafta gösterime giren The Karate Kid de özellikle orjinal seriyi sevenler için çok güzel bir alternatif.
The Karate Kid
Haftanın en geniş dağıtım şansı bulan filmi The Karate Kid; çoğumuzun defalarca izlediği Karate Kid serisinin 20 küsür yıl aradan sonra gelen yeniden çevrimi. Geçtiğimiz hafta gösterime giren A-Takımı'ndan sonra bu hafta da yeniden çevrimlere devam ediyoruz. Ama bu seferki işini oldukça ciddiye alıyor ve ortaya gerçekten kayda değer bir iş çıkartıyor.
Yazdığımız inceleme yazısından film hakkında ayrıntılı bilgiye ulaşabilirsiniz. Zaten söylenecek hemen herşeyi orada söyledik.
40 milyon dolar bütçe ile çekilen film şimdiye kadar dünya çapında 300 milyon dolar gibi bir hasılata ulaşınca, devam filminin geleceği de duyuruldu hemen tabi. Hatta bugün çıkan habere göre, Kung Fu Panda'nın senaristleri ikinci filmi yazmaları için projenin başına geçirilmiş.
Sonuç olarak karşımızda ilk seriyi tamamen baştan yorumlayan ve daha sağlam temellere oturtan bir yeniden çevrim var. Az da olsa eski seriyi seven biriyseniz veya tarz olarak bu tip filmlerden hoşlanan biriyseniz filmi kesimlikle tavsiye ediyoruz.
Fragman
Piranha 3-D / Pirana 3D
Uzunca bir süredir dalga konusu haberlerle gündeme gelerek tanıtımını daha çok bu şekilde yapmayı tercih eden Piranha 3D, dünya çapında gösterime girmesinden 1 hafta sonra bizde de vizyona giriyor.
Konusu ve tanıtım kampanyalarında öne çıkartılan yanları yüzünden dalga geçilesi bir film gibi görünse de işin iç yüzü biraz daha farklı aslında. Medyada daha çok Playboy dergisine daha yeni kapak olmuş Kelly Brook ve porno yıldızı Riley Steele ikilisinin fotoğrafları ile yer bulsa da asıl önemli rolleri canlandıran isimler bu tarz bir film için hiç de fena değil.
İlk yazılması gereken isim herhalde Richard Dreyfuss'dur. Türün babası sayılabilecek '75 yapımı Spielberg klasiği Jaws'ın başrolünde yer alarak Matt Hooper isimli karakteri canlandıran Dreyfuss, burada da yer almakla kalmıyor aynı karakteri, yani yine Matt Hooper'ı canlandırıyor.
Onun dışında ailecek sevdiğimiz Dr. Emmett Brown'ımız (Back to the Future) Christopher Lloyd, en son Inglourious Basterds'ta karşımıza çıkan ama asıl Hostel serisinin yönetmeni olarak yıldızı parlayan Eli Roth ve Ving Rhames, Elisabeth Shue, Jerry O'Connell gibi isimler kadronun temelini oluşturuyor. Tabi bunlara 100-200 kadar bikinili güzeli de eklemek lazım :)
Daha önce iki Piranha filmi çekilmişti; '78 yapımı Joe Dante'nin Piranha'sı ve onun devam filmi olan '81 yapımı Piranha Part Two: The Spawning. Bu devam filminin yönetmenliğini de James Cameron yapıyordu. Terminator'den hemen önceki filmiydi ve muhtemelen kariyerinin en kötü filmidir. Bugüne gelirsek, bu filmin yönetmeniliğini yapan isimse; daha önce High Tension ve The Hills Have Eyes gibi filmlerle karşımıza gelen ve türe yatkın bir isim olan Alexandre Aja.
Film Amerika ve dünya çapında geçen hafta gösterime girdi ve gişede çok başarılı gözükmese de seyirciden gelen tepkiler tahminlerin oldukça üzerinde oldu. Film hakkında dalga geçilecek bir ton şey olsa da görünen o ki türün fena olmayan, çerezlik bir örneği var karşımızda. Yapımcılar da tepkilerden memnun olacak ki birkaç gün önce devam filmi çekileceğini duyurdular.
Sonuç olarak yukarıda övüyor gibi gözüksek de filmin ne olduğu az çok belli. Sadece beklentinin üzerinde olduğu ve türü sevenler için güzel bir seyirlik olabileceğini söylüyoruz :) Bunun yanında bu tarz denizde geçen gerilimlerin de bir albenisi olduğu yadsınamaz bir gerçek. İzlemeyi seviyoruz bu tarz filmleri, sonradan denize girerken insanın aklına pek hoş düşenceler gelmiyor ama olsun :) Bu arada filmin 3D olduğunu da ekleyelim ki buna oldukça uygun bir film, o da filmin bir artısı olarak yazılabilir.
Fragman
After Life / Diriliş
Haftanın son filmi ise sınırlı sayıda kopya ile gösterime giren After Life. Film gerilim severler tarafından merakla beklenen ve yüksek umut bağlanan projelerden biriydi ama beklentiyi karşılamaktan oldukça uzak kaldığını ve neredeyse hiç ses getiremediğini söylemek lazım.
Başrolde zor rollerin başarılı ismi Christina Ricci ve onca babacan ve sevimli karakterden sonra bu tarz bir soğuk katil havasında (filmi izlemeden tamamen fragmandaki havasından bahsediyorum) izlemek için can attğımız Liam Neeson var. Justin Long da üçlüyü tamamlayan son isim.
Projenin başlarında Ricci yerine düşünülen ismin Kate Bosworth, Neeson yerine düşünülen ismin de Alfred Molina olduğunu dip not olarak ekleyelim.
Sonuç olarak türün meraklılarına hitap eden ama onların da muhtemelen aradıklarını tam olarak bulamayacağı bir film var karşımızda. Yine de ilgi çeken bir film olduğunu ve merak uyandırmadığını söylersek de yanlış olur.
Fragman
Birkaç haftadır kendimizi tekrarlamamıza sebep olsa da Inception hala sinemaya gidecekler için en iyi alternatif olmayı sürdürüyor. Onun dışında The Expandables, Salt ve The A-Team gibi çerezlik aksiyonlarımız var ki üçü de gidilebilecek filmler olduğu için hangisi size daha çekici geliyorsa o tercih edilebilir. Bu hafta gösterime giren The Karate Kid de özellikle orjinal seriyi sevenler için çok güzel bir alternatif.
The Karate Kid
Haftanın en geniş dağıtım şansı bulan filmi The Karate Kid; çoğumuzun defalarca izlediği Karate Kid serisinin 20 küsür yıl aradan sonra gelen yeniden çevrimi. Geçtiğimiz hafta gösterime giren A-Takımı'ndan sonra bu hafta da yeniden çevrimlere devam ediyoruz. Ama bu seferki işini oldukça ciddiye alıyor ve ortaya gerçekten kayda değer bir iş çıkartıyor.
Yazdığımız inceleme yazısından film hakkında ayrıntılı bilgiye ulaşabilirsiniz. Zaten söylenecek hemen herşeyi orada söyledik.
40 milyon dolar bütçe ile çekilen film şimdiye kadar dünya çapında 300 milyon dolar gibi bir hasılata ulaşınca, devam filminin geleceği de duyuruldu hemen tabi. Hatta bugün çıkan habere göre, Kung Fu Panda'nın senaristleri ikinci filmi yazmaları için projenin başına geçirilmiş.
Sonuç olarak karşımızda ilk seriyi tamamen baştan yorumlayan ve daha sağlam temellere oturtan bir yeniden çevrim var. Az da olsa eski seriyi seven biriyseniz veya tarz olarak bu tip filmlerden hoşlanan biriyseniz filmi kesimlikle tavsiye ediyoruz.
Fragman
Piranha 3-D / Pirana 3D
Uzunca bir süredir dalga konusu haberlerle gündeme gelerek tanıtımını daha çok bu şekilde yapmayı tercih eden Piranha 3D, dünya çapında gösterime girmesinden 1 hafta sonra bizde de vizyona giriyor.
Konusu ve tanıtım kampanyalarında öne çıkartılan yanları yüzünden dalga geçilesi bir film gibi görünse de işin iç yüzü biraz daha farklı aslında. Medyada daha çok Playboy dergisine daha yeni kapak olmuş Kelly Brook ve porno yıldızı Riley Steele ikilisinin fotoğrafları ile yer bulsa da asıl önemli rolleri canlandıran isimler bu tarz bir film için hiç de fena değil.
İlk yazılması gereken isim herhalde Richard Dreyfuss'dur. Türün babası sayılabilecek '75 yapımı Spielberg klasiği Jaws'ın başrolünde yer alarak Matt Hooper isimli karakteri canlandıran Dreyfuss, burada da yer almakla kalmıyor aynı karakteri, yani yine Matt Hooper'ı canlandırıyor.
Onun dışında ailecek sevdiğimiz Dr. Emmett Brown'ımız (Back to the Future) Christopher Lloyd, en son Inglourious Basterds'ta karşımıza çıkan ama asıl Hostel serisinin yönetmeni olarak yıldızı parlayan Eli Roth ve Ving Rhames, Elisabeth Shue, Jerry O'Connell gibi isimler kadronun temelini oluşturuyor. Tabi bunlara 100-200 kadar bikinili güzeli de eklemek lazım :)
Daha önce iki Piranha filmi çekilmişti; '78 yapımı Joe Dante'nin Piranha'sı ve onun devam filmi olan '81 yapımı Piranha Part Two: The Spawning. Bu devam filminin yönetmenliğini de James Cameron yapıyordu. Terminator'den hemen önceki filmiydi ve muhtemelen kariyerinin en kötü filmidir. Bugüne gelirsek, bu filmin yönetmeniliğini yapan isimse; daha önce High Tension ve The Hills Have Eyes gibi filmlerle karşımıza gelen ve türe yatkın bir isim olan Alexandre Aja.
Film Amerika ve dünya çapında geçen hafta gösterime girdi ve gişede çok başarılı gözükmese de seyirciden gelen tepkiler tahminlerin oldukça üzerinde oldu. Film hakkında dalga geçilecek bir ton şey olsa da görünen o ki türün fena olmayan, çerezlik bir örneği var karşımızda. Yapımcılar da tepkilerden memnun olacak ki birkaç gün önce devam filmi çekileceğini duyurdular.
Sonuç olarak yukarıda övüyor gibi gözüksek de filmin ne olduğu az çok belli. Sadece beklentinin üzerinde olduğu ve türü sevenler için güzel bir seyirlik olabileceğini söylüyoruz :) Bunun yanında bu tarz denizde geçen gerilimlerin de bir albenisi olduğu yadsınamaz bir gerçek. İzlemeyi seviyoruz bu tarz filmleri, sonradan denize girerken insanın aklına pek hoş düşenceler gelmiyor ama olsun :) Bu arada filmin 3D olduğunu da ekleyelim ki buna oldukça uygun bir film, o da filmin bir artısı olarak yazılabilir.
Fragman
After Life / Diriliş
Haftanın son filmi ise sınırlı sayıda kopya ile gösterime giren After Life. Film gerilim severler tarafından merakla beklenen ve yüksek umut bağlanan projelerden biriydi ama beklentiyi karşılamaktan oldukça uzak kaldığını ve neredeyse hiç ses getiremediğini söylemek lazım.
Başrolde zor rollerin başarılı ismi Christina Ricci ve onca babacan ve sevimli karakterden sonra bu tarz bir soğuk katil havasında (filmi izlemeden tamamen fragmandaki havasından bahsediyorum) izlemek için can attğımız Liam Neeson var. Justin Long da üçlüyü tamamlayan son isim.
Projenin başlarında Ricci yerine düşünülen ismin Kate Bosworth, Neeson yerine düşünülen ismin de Alfred Molina olduğunu dip not olarak ekleyelim.
Sonuç olarak türün meraklılarına hitap eden ama onların da muhtemelen aradıklarını tam olarak bulamayacağı bir film var karşımızda. Yine de ilgi çeken bir film olduğunu ve merak uyandırmadığını söylersek de yanlış olur.
Fragman
26 Ağustos 2010 Perşembe
İnceleme: The Karate Kid (2010)
80'li yıllarda gündemi oldukça meşgul eden ve o dönem çocukluğunu yaşayanların aklında bir şekilde yer edinmeyi başaran Karate Kid serisi, Jaden Smith ve Jackie Chan'in vüdutlarında tekrar hayat buluyor.
Bu işin normali genelde şudur; ortada belli kalitede bir iş vardır ve siz bu işin ayak izlerini takip ederek aynı etkiyi yıllar sonra yakalamaya çalışan bir kopyasını çıkartmak için uğraşırsınız. Ama bu sefer tam da bu noktada bir sorun var işte; yeni film genel iskelet olarak eskisinin yapısını kullansa da onun ayak izlerini takip edeceğine daha çok ona bu tarz bir film nasıl çekilir onu öğretiyor resmen.
En baştan daha süresiyle niyetinin ciddi olduğu mesajını veriyor film. 140 dakikalık süresi hem bir gişe filmi için hem de ticari amaçla çekilen bir yeniden çevrim için fazlaca uzun. Hikayeyi adam gibi anlatıp, kilit noktaları hızlı hızlı geçmemek adına bu tarz filmlerde çok nadir rastlanan bir şeyi yapıp 2 saatlik süreyi aşmışlar.
Yeniden çevrime karar verdikten sonra senaryo yazma aşamasında bütün olayı direk Çin'e taşıyarak zaten en önemli hamleyi yapmışlar. Yapmak istedikleri hemen herşey için Çin onlara büyük bir avantaj sağlamış ve işlerini kolaylaştırmış.
Teknik yönlerden filmin oldukça başarılı olduğunu söylemek lazım öncelikle, kesinlikle özenli bir iş var karşımızda. Bunda yapımcı koltuğunda oturan Jada Pinkett Smith - Will Smith ikilisinin payı büyük kuşkusuz. Zaten sondaki jenerik kısmında yer alan fotoğraflardan anlıyoruz ki oğullarını sette pek yanlız bırakmamışlar :) Müzik kullanımı da bu tarz Hollywood filmleri için klasikleştiği şekilde fena kullanılmıyor, özellikle Gorillaz uyarlamasıyla o konuda da gönlümüzü almayı başardılar :)
"Karı-koca yapımcı koltuğunda oğulları da başrolde, oh ne güzel hayat" diye düşünülebilir tabi ama filmi izledikten sonra Jaden Smith'in rolüne nasıl iyi uyduğunu görüyorsunuz. Gerçekten küçük yaşına rağmen fiziksel olarak oldukça zor bir işin altına girmiş ve bileğinin hakkıyla da çıkmayı başarmış. Benzer filmlerde bile eğitim sürecinin bu kadar uzun tutulduğuna pek şahit olamazsınız, Smith tamamen rolünün içine girmiş dersek yanlış olmaz herhalde. Açıkçası aklıma bu rolü kaldırma ihtimali olan bir başka çocuk oyuncu gelmiyor.
Ama filmin bir yıldızı varsa o da kuşkusuz Jackie Chan'dir. Olaya şöyle bakmak lazım; eski serinin en önemli koyu Miyagi'ydi. Pat Morita'nın büyük bir dinginlik ve karizmayla canlandırdığı Miyagi filmin de önüne geçip markaya dönüşen bir karakter olmuştu. İşte bu noktada yeniden çevrimin en zor işi onun yerine birini koymaktı. Proje ilk açıklandığında Jackie Chan yeni Miyagi olacakmış denildiğinde gülmüştüm açıkçası, yalan yok :) Ama filmi izledikten sonra gördük ki Chan gerçekten döktürmüş. Role bir nevi Chan'in kariyerine saygı duruşu olarak bakmak da mümkün bu arada.
Bu ikilinin yanında anne rolündeki Taraji P. Henson ise daha itici olabilir miydi merak ediyorum açıkçası. Yani karakter kötü yazılmış tamam da rolü canlandırma konusunda da felaket bir performans göstermiş resmen. Hem de bu tarz bir film için bile...
Orjinal seriyle yeniden çevrim arasındaki en keskin farklardan biri de bu filmin yanında eskilerin baya bir hanım evladı kalıyor olması. Yani orada Daniel kaç yaşındaydı hatırlamıyorum ama burada olay ufacık çocukların etrafında dönmesine rağmen o filmlerin yanında çok daha sert kalıyor. Aynı zamanda filmin başarılarından biri olan kavga sahneleri bu keskinliğin en belli olduğu yer. Ufacık çocukların -özellikle sondaki turnuvada- ağız burun birbirine girmeleri bir yana, Chan'in Smith'i eğittiği sahnelerde karşılıklı dövüşleri bile bu konuda tek başına eski filmin üzerine çıkıyor. Miyagi fazla cool'du bu konuda pek elini kaldırmazdı :)
Sonuç olarak, eski serinin hayranı çoktur ve bana muhtemelen kızacaklardır ama hemen her yönden eskisinden daha iyi bir yeniden çevrim var karşımızda. Eski filmleri az da olsa seven biriyseniz kesinlikle izlemenizi tavsiye ediyorum. Yazıdan da belli olacağı üzere eski seriyi çok da seven biri değilim, o yüzden bu yazıda hep o filmler ile bunu karşılaştırma durumunda kaldım ve ona göre şu kadar iyi, bu kadar iyi gibi laflar kullandım. Bu demek değil ki elimizde mükemmel bir film var. Sonuçta filmin tarzı belli, o tarz içinde de oldukça iyi iş çıkartıyor. Beklentiniz bu yönde olursa film size hitap ediyordur, ama sizin aradığınız başka birşeyse muhtemelen burada bulamazsınız.
Son olarak hoşuma giden birkaç notu paylaşim :)
- Şu " You're bad for my life" klişesini kullanmasanız ölürsünüz ya :) Onlarca klişe tuzağına düşmekten kaçınmışlar ama bunu da gereksiz yere eklemişler.
- Filmden şunu anlıyoruz ki, Kung-fu'nun ana vatanında yani Çin'de adam gibi Kung-fu bilen çocuk yok :)
- Filmi izleyen anlar, bir yerde Iron Man 2'yi anıyorsunuz ister istemez... Hareket aynı kardeşim ama etki farklı :) yapana bakıyor demekki bu işler :)
7/10
Canavar'dan Günün TV Tavsiyeleri - 26 Ağustos
Dizi sezonu açıldığı için bir süredir hafta içleri oldukça vasat programlarla karşılaşıyorduk ama bugün bol miktarda kaliteli yapım bizleri bekliyor.
Willow Fantastik/Macera (CNBC-E - 22:00)
Bir George Lucas projesi olan ve Ron Howard'ın yönetmenliğini yaptığı '88 yapımı Willow, günün en iyi alternatifi. Şahsen kendi adıma çocukluk dönemimin en önemli ve sinemayı sevdiren filmlerinden biri olduğunu söyleyebilirim. İyice gelişen görsel efekt teknolojisi sağolsun, fantastik filmler artık farklı bir boyuta taşınmış olsa da türün hala izlediğim en iyi örneklerinden biridir diyebilirim. Val Kilmer'ın en parlak dönemi ve en iyi performanslarından biriyle başrolde izliyoruz. Özellikle doblajsız, orjinal dilinde olduğu düşünülünce, bu film kaçmaz diyoruz :)
The Hudsucker Proxy (Bir Şirket Komedisi) Komedi (TNT - 20:00)
Akşamın bir diğer iyi alternatifi de Coen Kardeşlerin en az bilinen filmlerinden biri olan The Hudsucker Proxy. Tim Robbins, Paul Newman ve Jennifer Jason Leigh gibi isimlerin yer aldığı film, iyisi az bulunan komedi türünün izlenesi örneklerinden biridir. Sam Raimi'nin de filmin yazar kadrosunda olduğunu ekleyelim bu arada :)
Rec (Ölüm Çığlığı) Korku/Gerilim (Kanal D - 23:15)
Bir apartmanda karantinaya alınan, insanları zombivari yaratıklara çeviren hastalığa müdahale etmek için bir ekip apartmana girer ve tabiî ki kontrolü kaybederler… Kısaca bu şekilde özetlenebilecek Rec, türün son yıllardaki en önemli örneklerinden biri. Şimdiden Quarantine isimli bir Amerikan versiyonu ve geçtiğimiz aylarda gösterime giren bir de devam filmi (bir diğeri de yolda) olduğunu söylersek filmin önemi daha iyi anlaşılır herhalde. İspanya yapımı filmi özellikle türün severleri kaçırmasın diyoruz.
Changing Lanes (Çarpışma) Dram/Gerilim (Kanaltürk - 21:30)
Şanssız bir araba kazası yüzünden kızının velayetini tamamen kaybeden eski alkolik bir adam (Samuel L. Jackson), kazaya neden olan idialist avukatı (Ben Affleck) suçlar ve hayatını zindana çevirir. Orta karar bir film ama türü sağolsun izletir kendini. Üstteki filmler varken oturup bunu da izlemezdim şahsen, onu da belirteyim :)
Fantastic Four (Fantastik Dörtlü) Fantastik/Bilimkurgu/Aksiyon (FOX -20:30)
Beklentinin yüksek olduğu ama -tabiri caizse- mundar edilen çizgi roman uyarlaması Fantastic Four; büyük prodüksiyonu, görsel efektleri ve Jessica Alba, Julian McMahon (Nip/Tuck), Chris Evans (müstakbel Captain America) gibi oyuncularıyla günün çerezlik aksiyonu.
Günün filmleri hakkında daha detaylı bilgi almak ister veya herhangi bir sorunuz olursa, yorum kısmına yazmanız yeterli. Veya filmler hakkında fikri olan da yine yorum kısmından paylaşabilir tabi ki...iyi seyirler.
Haftasonu Türkiye Box Office Raporu (20 - 22 Ağustos): Başlangıç Dördüncü Haftasında da Liderliğini Sürdürürken, A-Takımı Hayal Kırıklığı Yarattı!
- Yaklaşık 200 bin seyircinin salonları ziyaret ettiği, geçen haftalara oranla kısır bir haftasonunu geride bırakıyoruz. Listemizin tepesinde, dört hafta üst üste lider olmayı başararak yabancı bir film için çok da alışık olmadığımız bir duruma imza atan Başlangıç var. Filmin toplam seyirci rakamı da 700 bine ulaşmış durumda. Birkaç hafta daha iyi seyirci çekeceğini düşünsem de 1 milyon sınırını aşması biraz zor görünüyor.
- Cehennem Melekleri ise, %47'lik seyirci kaybıyla haftanın en çok kan kaybeden filmi olmuş. Listenin ikinci sırasında yer almayı başarmış olsa da bu durum çok uzun sürmeyecek gibi görünüyor. Efsane kadro bizim seyircimizi pek çekmedi açıkçası :)
- Yenilerinin en iddialısı A-Takımı'ydı ama ilgi oldukça düşük kalmış. Onun yerine Jean Reno'nun Ölümsüz'ü salon/seyirci ortalaması olarak çok daha başarılı olmuş. Bunu da yazmak lazım bir kenara; seyirci bir Fransız filmini, eğlenceli bir Hollywood aksiyonuna (yani gişe filmine) tercih etti. Bu beklenmedik bir durum ama güzel birşey tabiki :)
- Normalde yarın gösterime girecek The Karate Kid'in listede nasıl yer aldığını ben de tam olarak bilmiyorum açıkçası :) Geçen haftasonu özel bir ön gösterim olmuş sanırım. Ama asıl olarak yarın geniş dağıtımla vizyona sokuluyor ve haftanın da tek iddialı yapımı olarak göze çarpıyor. A Takımı gibi bir yeniden çevrime sırtını çeviren seyircimiz The Karate Kid'e nasıl bir tepki verir bilemiyorum ama benzer bir tepki gelebilir tabi. Ama bu seferki biraz daha genç kesime hitap eden bir film olduğu için rakamları daha iyi de olabilir diye düşünüyorum.
Geçtiğimiz Haftanın Türkiye Box Office Raporu (13 - 15 Ağustos)
Haftasonu Box Office Raporu (20 - 22 Ağustos) - Amerika
20 Ağustos'da Gösterime Giren Filmler
13 Ağustos'da Gösterime Giren Filmler
rakamlar: boxofficeturkiye.com
25 Ağustos 2010 Çarşamba
Canavar'dan Günün TV Tavsiyeleri - 25 Ağustos
Infernal Affairs III (Kirli İşler 3) Aksiyon/Suç (CNBC-E - 22:00)
Infernal Affairs III, Martin Scorsese'nin "En İyi Yönetmen" de dahil olmak üzere 4 dalda Oscar kazanan filmi The Departed'ın uyarlandığı Hong Kong yapımı Infernal Affairs serisinin son halkası. İlk iki filmin kalitesinin çok da uzağında değil, akşamın en iyi alternatifi diyebiliriz.
Just Cause (Gizli Gerçek) Suç/Gizem/Gerilim (Kanaltürk - 21:30)
'95 yapımı Just Cause, vaad ettiklerini pek yerine getiremeyen, vasat bir yapım olsa da kadrosundaki Sean Connery, Laurence Fishburne, Ed Harris, Scarlett Johansson (ufaklık haliyle) gibi isimlerle izlemeye değer bir film olmayı başarıyor.
Heist (Soygun) Aksiyon/Suç (CINE5 - 21:00)
Bugün genelde aksiyon/suç filmlerinden gidiyoruz :) Yine türün orta karar bir örneği ve yine Gene Hackman, Danny De Vito, Sam Rockwell gibi izlenesi isimler. Hemen üstteki Just Cause ile oldukça benziyorlar birbirlerine, hangisinin kadrosu daha cazip geliyorsa onu tercih edin deriz.
Dan In Real Life (Şamar Oğlanı) Komedi/Dram/Romantik (Kanal D - 23:15)
Gösterildiği dönemde çokça patırtı kopartan ve fazlasıyla abartılan Dan in Real Life (Şamar Oğlanı) günün son opsiyonu. Juliette Binoche ve filmin romantizmine, duygusallığına pek gitmeyen Steve Carrell başrolleri paylaşıyor. Biz hiç beğenmedik ama seveni de çoktur, bir göz atın isterseniz...
Günün filmleri hakkında daha detaylı bilgi almak ister veya herhangi bir sorunuz olursa, yorum kısmına yazmanız yeterli. Veya filmler hakkında fikri olan da yine yorum kısmından paylaşabilir tabi ki...iyi seyirler.
Skyline - İstilacı Uzaylılardan İlk Poster!
Stephen Hawking'in yaptığı açıklamalardan yola çıkarak dünyayı istilacı uzaylılarla felakete götürmeye hazırlanan Skyline'ın ilk posteri yayınlandı. Kısa bir süre önce yayınlanan fragmanında da gördüğümüz gibi uzaylılar elektirik süpürgesiyle sağlam bir temizliğe girişmiş gibiler :)
Fragmanını kaçıranları şuraya alalım.
24 Ağustos 2010 Salı
Haftasonu Box Office Raporu - Amerika (20 - 22 Ağustos)
Geçen haftadan bir kesit; "Önümüzdeki hafta gösterime girecek filmlerle vizyon epey kalıbalıklaşacak gibi görünüyor, geniş dağıtım şansı bulacak 5 yeni film var. Bunlar arasında çok iddialı olan yok belki ama hepsinin de kendi izleyici kitlesi olması ortalığı kızıştıracaktır."
- Tahmin ettiğimiz gibi yeni filmlerle beraber ortalık oldukça karıştı. Herkes pastadan bir dilim aldı dersek yanlış olmaz herhalde. Bütün bu karmaşadan birinci çıkansa geçen haftanın da lideri The Expendables oldu. %51'lik yüksek bir seyirci kaybı yaşamasına rağmen haftayı lider tamamlaması çok da normal değil açıkçası :) Ama dediğimiz gibi şu anki trafik zaten normali çoktan aşmış durumda.
- Yeni gelenlerin en iddialısı olarak göze çarpan Vampires Suck ise listenin ikinci sırasında yer almayı başarmış. Film seyirci tarafından çok da beğenildi diyemeyiz ama zaten bu hemen her parodinin başına gelen bir durum.
- Ama asıl beğenilmeyen bir film varsa o da Lottery Ticket'tır herhalde. Listenin dördüncü sırasında yer almayı başarmış olsa da seyirciden gelen tepkiler filmin felaket olduğu yönünde. Haftaya ilk 10'da yer alması biraz zor gibi.
- Bir süredir dalga konusu haberlerle karşımıza çıksa da bu yolla oldukça iyi reklam yapan Piranha 3D ise ilk haftasında 10 milyon dolar sınırını aşarak ilk beşte yer almayı başarmış. Rakam iyi mi bilmem ama yapımcılarının beğendiği kesin. İlk hafta rakamını görünce devam filminin de çekileceği duyuruldu hemen. 24 milyon dolarlık bütçeyi çıkartana kadar bekleselerdi bence en azından :)
- Jennifer Aniston'ın başrolünde olduğu The Switch, beklentilerin bir hayli altında kalmış gibi. Aniston'un filmleri genelde iyi kar bırakır ama bu seferki çabuk unutulacak gibi.
- Scott Pilgrim vs. the World felaket bir ilk haftadan sonra zaten az olan seyircisinin de %51'ini kaybetmiş bu hafta. Aynı Kick-Ass'in durumu yalnız, onu da geçti hatta...
- Önümüzdeki hafta gelen filmlere göz atarsak; Kim geliyor tahmin edin :) Eklenmiş birkaç sahne ile tekrar gösterime sokulan Avatar: Special Edition. İzlemeyen kalmamıştır herhalde, fazladan 2-3 sahne için filme kaç kişi gidecek merakla bekliyoruz bakalım. The Last Exorcism, dağıtımı en geniş yapılacak film olarak görünüyor şimdilik. Vizyon trafiği çok yoğun olsa da tür olarak rakipsiz olacak ve bir süredir de benzer bir film yoktu üstelik. Bu unsurlar filmin başarısını arttırabilir, iyi bir ilk hafta geçirme ihtimali yüksek. Son olarak geniş kadrosuyla dikkat çeken bir suç/aksiyon filmi olan Takers da dağıtım sayısıyla orantılı olarak ilgi görecektir diye düşünüyorum.
Canavar'dan Günün TV Tavsiyeleri - 24 Ağustos
Snow Cake (Kar Pastası) Dram (TNT - 20:00)
İsmi çok duyulan bir film olmasa da 2006'nın dikkat çekenlerinden biri olmayı başaran Snow Cake, akşamın izlemeye değer filmlerinin başında geliyor. Sigourney Weaver, Alan Rickman ve Carrie Ann Moss gibi isimlerden oluşan oldukça sağlam bir oyuncu kadrosu var. Genel seyirci profilini düşünerek normalde listemizin ilk sırasına bir bağımsızı koymuyoruz ama bu sefer şansımızı deniyelim dedik :)
U.S. Marshals (Kaçakların Peşinde) Aksiyon/Suç/Gerilim (Kanaltürk - 19:50)
'93 yapımı The Fugitive, Harrison Ford ve Tommy Lee Jones'u karşı karşıya getiren bir kovalamaca filmiydi ve seyirci tarafından çok sevilen bir film olmuştu. İşte U.S. Marshals da bir nevi o filmin devamı. İki filmde de Tommy Lee Jones tarafından canlandırılan Samuel Gerard, bu sefer de Wesley Snipes'ın peşinde. The Fugitive'in yanında biraz amatör kalıyor ama özellikle türü ve kadrosu yüzünden akşamın güzel seyirliklerinden biri diyebiliriz.
Defiance (Büyük Direniş) Dram/Savaş (TV8 - 21:15)
The Last Samurai ve Blood Diamond gibi başarılı filmlerin yönetmeni Edward Zwick'in elinden çıkma Defiance; başrolünde Daniel Craig'in olduğu vasat üstü, izlemeye değer bir savaş dramı.
Ali Biyografi/Dram (TRT 1 - 20:55)
Usta yönetmen Michael Mann'in efsanevi boksör Muhammed Ali'nin hayatını anlattığı 2001 yapımı filmi Ali, günün bir diğer seyirlik filmi. Efsanevi boksörü, bu tarz bir filmde görmeye pek alışkın olmadığımız Will Smith canlandırıyor.
Serious Moonlight (Ay Işığı) Komedi/Romantik (Kanal D - 23:15)
Çok parlak olmasa da akşamın tek çerezlik opsiyonu. Yıllardır evli olan bir çift, koca başka bir kadın yüzünden karısından ayrılmak istediğini açıklar, karısı da onu sevdiğini tekrar hatırlayana kadar kocasını bir sandalyeye bağlar. Meg Ryan bağlayan Timothy Hutton ise bağlanan konumunda :)
Günün filmleri hakkında daha detaylı bilgi almak ister veya herhangi bir sorunuz olursa, yorum kısmına yazmanız yeterli. Veya filmler hakkında fikri olan da yine yorum kısmından paylaşabilir tabi ki...iyi seyirler.
De Niro, Norton ve Jovovich'li Stone'dan İlk Poster Yayınlandı!
Robert De Niro, Edward Norton ve Milla Jovovich gibi oldukça ilgi çekici bir üçlüye sahip olan Stone'un ilk posteri yayınlandı. Poster oldukça sade ve pek bir özelliği yok ama benim de elimde DeNiro ve Norton gibi iki isim olsa bende ilgiyi direk onlara çekmeye çalışırdım.
Gösterim tarihi 8 Ekim 2010 (USA) olarak belirlenen filmin daha önce yayınlanan fragmanı için sizi şuraya alalım.
23 Ağustos 2010 Pazartesi
İnceleme: Inception
Amerika’da sönük ve kalitesiz geçen yaz döneminin kurtarıcısı ilan edilen Inception, bizim de çok uzun zamandır beklediğimiz bir filmdi. Christopher Nolan’ın hem senaryosunu yazdığı hem de yönettiği filmin konusu uzun süre saklı tutulsa da vizyona girmeden bir süre önce tanıtım kampanyası çerçevesinde filmin genel içeriği hakkında bilgi sahibi olabilmiştik.
Her şeyden önce şunu belirtmek gerekir ki, Nolan yine yapacağını yapmış ve ortaya bir şaheser çıkarmış. Mükemmele yakın bir senaryo, Nolan’ın kendine özgü yönetim tarzı ile birleşince sonuç çok başarılı olmuş.
Senaryoyu tek başına değerlendirecek olursak; Karşımızda kimi sinema seyircisine biraz fazla karışık gelebilecek “yahu şimdi ne neydi, şu muydu alla alla?!” dedirtecek bir senaryo ile karşı karşıyayız. Konu itibari ile “tersten Matrix” havası yaratan filmi iyice sindirebilmek için iki kere izlemek şart gibi görünüyor, yoksa senaryo ve diyaloglara gizlenmiş ince detayları kaçırmak oldukça kolay.
Senaryonun, daha doğrusu fikrin çalıntı olduğu iddialarına ise gülüp geçiyorum. Elbetteki insanların bilinçaltına girip onları yönlendirmek, insanları rüyalarında manipüle etmek yeni bir fikir değil, fakat senaryo ve hikaye öylesine derin, katmanlı ve başarılı ki, olayın sadece dışardan görünen arayüzde olmadığını kanıtlıyor.
Filmin başarısına katkıda bulunan, en kötü haliyle bile en azından köstek olmayan oyuncu kadrosunu da es geçmemek lazım. Tabi ki bunda uluslararası ve kalabalık sayılabilecek bir kadroyu mükemmel bir şekilde yöneten ve başarılı performanslar vermelerini sağlayan Nolan’ın da etkisi büyük.
Filmin esas adamını canlandıran Leonardo DiCaprio, bizim de oldukça beğendiğimiz Shutter Island’taki rolünden sonra yine ilginç bir şekilde benzer bir karakter ile karşımıza çıkıyor, fakat bu tipik bir benzerlik değil, farklı, özel bir benzerlik. Oyunculuğunu genel olarak pek beğenmediğim DiCaprio, Shutter Island’da olduğu gibi bu sefer de başarılı bir performans ortaya koyuyor, ama karakter benzerliği sebebiyle ara sıra flash-backler yaşamadık dersek yalan olur :) Joseph Gordon-Levitt, her zamanki kendine has karakteriyle üzerine düşeni yapmasını biliyor, tıpkı Marion Cotillard gibi. Ellen Page ise yer yer biraz tutuk göründü bana, ama o da sırıtmıyor kesinlikle, vasat olarak nitelendirebiliriz. Yusuf karakteri ile filme çok hızlı dahil olan Dileep Rao ise kısıtlı zamanından dolayı potansiyelini tam olarak ortaya koyamamış gibi.
Tom Hardy vasat bir performans ortaya koyarken Cillian Murphy ise garip tipinin verdiği karizma sayesinde klasik performanslarından birini ortaya koyuyor. Ken Watanabe ise her zaman göze batmayı başaran efsane isimlerden biri zaten, onun için söylenecek pek birşey yok.
Sonuç olarak ortaya bir Nolan klasiği daha çıkmış diyebiliriz, film hem seyirciyi hem yapımcıları hem de eleştirmenleri mutlu etti, daha ne olsun :)
9/10
Özgür'ün Bakış Açısı;
Henüz 40 yaşına yeni ulaşmış Christopher Nolan'ın kısa kariyerinde bu kadar çok şeyi başarmış olması gerçekten şaşırtıcı bir olay. Yıllardır çoğu sinema severin çok da fazla dillendirmediği bir yönetmen olmasına karşın sinema tarihine adını çoktan yazdırmış durumda bence. Henüz bu kadar genç olması da bundan sonra neler yapabileceğine dair insanı heyecanlandan bir unsur tabi, kim bilir şapkasından daha neler çıkartacak...
Filme gelirsek, son yıların sinemada izlemek için en iyi alternatiflerinden biri olduğu zaten aşikar. Levent'in de dediği gibi hem eleştirmenleri hem de seyirciyi aynı anda bu denli memnun eden bir film çok nadir bulunur.
Benim için filmin asıl başarısı ise; çoğu zaman içi boş gişe filmlerinin peşinden koşan genel sinema seyircisine adam gibi bir sinema izletmeyi başarmış olması. Filmi izleyenlerin "karmaşıkmış ya" "orasını burasını anlamadım" tarzı nidaları da bu yüzdendir. Nolan'ın en büyük karakteristik özelliklerinden biri olan "kaliteyi gişe filmleri içine çok güzel yedirme olayını" yine oldukça başarılı bir şekilde uygulamış ve rakamlara bakarsak bunda yine çok başarılı olmuştur.
Filmin teknik yönden de oldukça başarılı olduğunu söylemek lazım. Nolan bu tarz şeylere de kafa yoran bir isim ve birileri 3D peşinden koşup işin kolayına kaçmaya çalışırken o orjinalliğin peşinden koşuyor. Filmi izledikten sonra akla kazınan sayısız yeni sahnemiz oldu dersek yalan olmaz herhalde. Müzikler de on numaraydı, Hans Zimmer yine sihrini konuşturmuş.
Benim açımdan film hakkında söyleyebileceğim tek olumsuz noktaya gelirsek; kadro seçimleri ve oyunculardan alınan performanslar konusunda pek tatmin olmadım diyebilirim. Oyuncu performanslarının filme verdiği neredeyse sıfır bence. Levent'in de bahsettiği DiCaprio'nun bu filmdeki karakteriyle Shutter Island'daki karakterinin benzerliği göz ardı edilemez düzeyde, özellikle de bu tarz özgün ve orjinal bir film için. Genel olarak diğer oyuncular da hep vasat düzeyde seyrediyor. Nedendir bilmem sadece Tom Hardy biraz olumlu etki bıraktı bende. O da herhalde -olması gerektiği gibi- yeni bir yüz olduğu içindir. Son olarak Michael Caine ne gezer şu filmde anlamış değilim. Nedendir yani adamı araya sokuşturup yüzünü biraz daha eskitmek, zaten eğreti olan bir karakter için gereksiz bir seçim olmuş.
9/10
Canavar'dan Günün TV Tavsiyeleri - 23 Ağustos
Jaws Gerilim (CNBC-E - 22:00)
Dizi sezonunun artık tamamen açılmasıyla film sayısı oldukça düşse de, yine de birkaç güzel alternatif hemen göze çarpıyor. Steven Spielberg'ün ilk şaheserlerinden biri olan 3 Oscar ödüllü Jaws, kuşkusuz akşamın en güzel alternatifi. Bir çoğumuzun denize girerken şüphe duymasını (?!) sağlayan filme birçok devam filmi çekildiyse de hepsi ticari amaçlı olmaktan öteye gidemedi ve ilk filmin yanına bile yaklaşamadı. Bize göre kaçırılmayacak bir film, hem de altyazılı olarak orjinal dilinde daha ne olsun :)
Talk To Me (Konuş Benimle) Biyografi/Dram/Müzik (TV8 - 21:15)
Çok bilinmemesine rağmen 2007'nin dikkat çeken filmlerinden biri olmayı başaran, bol ödüllü Talk to Me akşamın bir diğer iyi alternatifi. Ralph "Petey" Greene'nin hayatını anlatan müzik soslu biyografinin oyuncu kadrosunu; Don Cheadle, Chiwetel Ejiofor, Mike Epps, Taraji P. Henson, Cedric the Entertainer ve Martin Sheen gibi önemli isimler dolduruyor. Özellikle türü sevenlerin kaçırmaması gereken bir film.
Bad Company (Gizli Ortak) Aksiyon/Komedi (Kanaltürk - 19:50)
Akşamın çerezlik film kontenjanını ise Bad Company dolduruyor. Çok iyi bir film olmasada kadrosundaki Chris Rock, Anthony Hopkins, Peter Stormere gibi isimlerle eğlenceli, vakit geçirmelik bir film olmayı başarıyor diyebiliriz.
Günün filmleri hakkında daha detaylı bilgi almak ister veya herhangi bir sorunuz olursa, yorum kısmına yazmanız yeterli. Veya filmler hakkında fikri olan da yine yorum kısmından paylaşabilir tabi ki...iyi seyirler.
Little Fockers - Fragman
2000 yılında Meet the Parents ile başlayan serinin üçüncü filmi olan Little Fockers'ın fragmanı yayınlandı. Ben Stiller, Robert De Niro, Owen Wilson ve Barbra Streisand gibi tanıdık isimlerin yanında Harvey Keitel ve Jessica Alba da üçüncü filmin sürprizleri.
Filmin gösterim tarihi 22 Aralık 2010 (USA) olarak görünüyor. Bizim sinemalara da en geç birkaç hafta rötar ile gelecektir.
22 Ağustos 2010 Pazar
Canavar'dan Günün TV Tavsiyeleri - 22 Ağustos
Indiana Jones and the Kingdom of the Crystal Skull (İndiana Jones: Kristal Kafatası Krallığı) Macera/Aksiyon (ATV - 20:15)
Son 1 aydır pazar akşamlarına renk katan Indiana Jones serüveninin artık sonuna gelindi. İlk üç filmden tam 19 sene sonra çekilen bu devam filmi açıkçası beklentiyi karşılayamadı ve öncekilerin verdiği tadı vermekten uzak kaldı. Yine de sonuçta bir Indiana Jones filmi ve serinin birçok karakteristik özelliğini barındırıyor. Yani eğlenceli vakit geçirmek için güzel bir alternatif. Son dönemde beşinci film için dedikoduların hız kazandığını da ekleyelim, yeni bir Indiana Jones daha çekilebilir yani.
Lord Of War (Savaş Tanrısı) Dram/Suç (TV8 - 21:15)
Nicolas Cage'in son zamanlarda az rastlanan iyi filmlerinden biri olan Lord of War (Savaş Tanrısı); uluslararası silah ticaretini konu alan etkileyici bir yapım. İzlememiş olanlar için akşamın iyi alternatiflerinden biri.
Far and Away (Uzak Ufuklar) Macera/Dram/Western (TNT - 20:00)
Günün kalite olarak öne çıkan filmlerinden biri olmasa da Tom Cruise - Nicole Kidman ikilisine ve Ron Howard (The Da Vinci Code Serisi, A Beautiful Mind) gibi bir yönetmene sahip olan Far and Away; akşamın ilgi çeken filmlerinden biri. İki yıldızın gençliklerindeki karşılıklı oyununu izlemek isteyenler veya western severler için güzel bir seyirlik olabilir.
The Man (Adamım) Komedi (SHOW - 23:00)
Günün komedi opsiyonu olarak, Samuel Lee Jackson ve Eugene Levy (American Pie serisindeki baba) ikilisini merkeze yerleştiren The Man; vasat ama vakit geçirmelik olarak izlenebilecek bir film.
Mommo-Kız Kardeşim Dram (TRT Haber - 22:30)
Akşamın yerli opsiyonu olan Mommo-Kız Kardeşim, 2009'un bol festival gezen filmlerinden biriydi. Fena olmayan, izlenmesi gereken bir film diyebilirim ama genel sinema seyircisinin çok da ilgisini çekecek bir film değildir.
The Avengers (Tatlı Sert) Aksiyon/Macera (Kanaltürk - 19:30)
60'ların efsane dizisi The Avengers'ın (Tatlı Sert) aynı adlı sinema uyarlaması da bu akşam ekranlarda olacak. Uma Thurman, Ralph Fiennes ve Sean Connery'li kadrosuna rağmen çok kötü bir senaryoya kurban giden film, zaten en iyi hali ile bile sıradan bir yönetmen olan Jeremiah S. Chechik'in de en kötü işlerinden biri olarak göze çarpıyor. Türü ve oyuncuları için reklam aralarında göz atılabilir, onun dışında tam bir zaman kaybı.
Günün filmleri hakkında daha detaylı bilgi almak ister veya herhangi bir sorunuz olursa, yorum kısmına yazmanız yeterli. Veya filmler hakkında fikri olan da yine yorum kısmından paylaşabilir tabi ki...iyi seyirler.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

















































